EVLİLİK BİRLİĞİ İÇİNDE GERÇEKLEŞEN NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRI SUÇU, BU SUÇUN MAĞDUR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE MAĞDURU KORUMAYA YÖNELİK ALINABİLECEK ÖNLEMLER

GİRİŞ

 

Kadınlara karşı çeşitli amaçlarla yapılan saldırılar çok uzun bir zamandır ceza hukukunun konusunu oluşturmakta; farklı adlar altında ve farklı hukuksal değerlerin korunması amacıyla olsa da bunlar ceza hukuku tarafından suç tipi olarak düzenlenmektedir. Ancak bunlar arasında belki de en önemlisi ve en çok ilgi konusu olanı kadına yönelik cinsel saldırılardır.

 

Aslında kadınlara yönelik cinsel saldırılar, hem kadına yönelik şiddetin özel bir görünümünü oluşturmakta hem de başlı başına çok boyutlu bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadına yönelik şiddetin kaynağını kadın ve erkek arasında fiziksel güç eşitsizliği ve bunun fiziksel açıdan baskın olan erkekler tarafından kötüye kullanılarak iktidarını kabul ettirmek, sürdürmek ve/veya perçinlemek amacıyla kadınlar üzerinde baskı aracı olarak kullanması oluşturmaktadır[1].

 

1970’li yıllarda “feminist hareketler” olarak adlandırılan; kadının toplumsal hayatta oynadığı “anne, eş, ev kadını, abla, kız kardeş ya da gelin” gibi roller dışında, bir birey olarak da toplumsal hayatta bir role sahip olduğunu ve her açıdan erkekle aynı düzeyde ve eşit olduğunu savunan kadın hakları savunucusu hareketlerin ortaya çıkması ve güç kazanmasıyla birlikte, kadınlara yönelik şiddet ve cinsel saldırılar daha çok duyulur, önemsenir ve kadınlar bu eylemlere karşı ceza hukuku tarafından da korunur hale gelmiştir.

 

Cinselliğin, belli bir olgunluğa erişmiş her birey için bir ihtiyaç olduğu yadsınamaz bir gerçektir; zira yaşamın amacı olan türün devam etmesine yönelik doğa yasası ancak karşı cinsten bireylerin cinselliklerini yaşamasıyla mümkün olabilecek ve doğanın ereği yerine getirilebilecektir. Ancak burada bahsedilen cinsellik, bu aktiviteye katılanların karşılıklı istemleri ve rızalarıyla gerçekleşen bir cinsel ilişkidir. Taraflardan birinin rızası olmadan zorla gerçekleştirilen bir cinsel ilişki, günümüz modern toplumunun hukuk düzeni tarafından kabul edilmemektedir.

 

Aile içinde yaşanan cinsel birliktelik, feodaliteden günümüze gelen ve miras paylaşımı açısından soyun kimde devam ettiğinin belirlenebilmesi yönünden babanın belli olması için hukuk düzeni tarafından daha da fazla korunmaktadır[2]. Ancak burada, dikkat edilirse ailenin düzeni ve bu düzen içinde gerçekleşen cinsel birlikteliğin mahremiyeti korunmaktadır; fiziksel ve birçok olayda ekonomik açıdan erkeğe göre daha güçsüz bir konumda bulunan kadın korumanın konusu olmamaktadır.

 

Evlilik kurumunun toplumun çekirdeğini oluşturduğu görüşünün etkisi ile mirasın paylaşımı ve özel mülkiyetin devri açısından aile içinde babanın rolünün baskın ve önemli tutulması nedeniyle kadının hakları hep yok sayılmış ve kocasının isteklerine kayıtsız şartsız evet demesi kadının öncelikli görevi kabul edilmiş, bunun doğal sonucu olarak da aileler çok küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarına bu görevini öğretmiştir. Buna bağlı olarak da karısının bedeni üzerinde tasarrufta bulunmak ve karısı istemese de onunla zorla cinsel ilişkiye girmek, koca açısından bir hak olarak tanınmıştır.

 

Ancak yukarıda sözü edilen 1970’li yıllardan itibaren öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) daha sonra da Batı Avrupa’da cinsel saldırının evlilik birliği içinde gerçekleşmesinin de suç olarak kabul edilmesine yönelik tartışmalar ve girişimler başlamıştır. Bu çalışmaların sonucunda, söz konusu eylem suç tipi olarak ceza yasalarına girmiştir. Aynı eğilim ülkemizde ise çok geç olarak 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren ifade edilmeye başlanmış ve çeşitli kesimlerin karşı çıkışlarına rağmen 1 Haziran 2005’de yürürlüğe giren 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu (YTCK) ile suç tipi olarak düzenlenmiş ve ceza hukukunun koruma alanına sokulmuştur.

 

Bu çalışmanın konusunu “evlilik kurumu içerisinde kadına yönelik olarak gerçekleştirilen cinsel saldırılar ve bu saldırının mağduru olan kadın üzerinde bu eylemin bıraktığı etkiler” oluşturmaktadır. Görüldüğü üzere aslında çalışma iki ana eksen etrafında incelenmektedir. Bunlardan ilki, çalışmanın da ilk bölümünü oluşturan konunun normatif düzenlemeler çerçevesinde ceza hukuku açısından incelenmesidir. Ancak bu inceleme yapılırken salt teknik açıklamalar yapılmayacak, bu düzenlemeler altında yatan düşünce yapısı da aktarılmaya çalışılacaktır. Bu bölümde öncelikle genel olarak nitelikli cinsel saldırı (tecavüz) suçu hakkında açıklamalarda bulunulacak, devamında yabancı ülke hukuklarında ve Türk hukukunda nitelikli cinsel saldırı eylemlerinin düzenlenişi ve evlilik birliği içinde gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı suçu incelenecektir. Çalışmanın ikinci ana eksenini ise konunun viktimoloji yani mağdur bilimi açısından incelenmesi oluşturmaktadır. Bu ana eksen de iki bölüm halinde incelenecektir. İlk olarak kocası tarafından cinsel saldırıya uğrayan mağdur kadınların fiziksel ve psikolojik sorunları ortaya konulacak sonrasında ise söz konusu travmanın giderimi için öngörülen ve alınması gereken önlemler açıklanmaya çalışılacak ve öneriler getirilecektir.

Makalenin tamamı için tıklayınız.