Oops ! You forgot to select a pdf file.

GİRİŞ

İhale suçlarının salt birer ceza hukuku normu olarak incelenmeleri bu suç tiplerinin gerçek yaşamdan uzak, eksik ve tek boyutlu olarak ele alınmalarına neden olacaktır. Oysa bu suçlar başta ekonomi olmak üzere toplumu doğrudan etkileyen pek çok kurumla ilgilidir. Bu nedenle ihale suçlarının geniş bir perspektiften çok yönlü olarak incelenmeleri, toplumsal yapı içinde yerine getirdikleri işlevlerinin ortaya çıkartılması açısından önem arz etmektedir.

İhale suçları öncelikle ekonomi (iktisat) ile yakın bir ilişki içindedir; çünkü bu suçların işlenmesindeki oran ve bunların neticesinde ortaya çıkan zarar doğrudan ülke ekonomisini etkilemektedir. Ekonomi, üretim ile tüketim ve arz ile talep arasında dengenin nasıl sağlanacağını ve üretim faktörlerinin nasıl kullanılacağını inceleyen bilim dalıdır[1]. Ekonomik sistem ise kısaca bir ülkede uygulanan üretim, gelir dağılımı ve tüketim metodu olarak tanımlanabilir. Her ülkenin ister kapitalist olsun, ister sosyalist olsun başlıca amacı, ekonomik kalkınmayı gerçekleştirecek kişisel refah düzeyini yükseltmektir, refah düzeyinin yükselmesi ise sermaye birikimine bağlıdır. Sermaye birikiminin artma oranına bağlı olarak gelirler de aynı oranda artacaktır. Bütün ekonomik sistemler kişisel refahın artmasına dayandığından amaçları aynıdır, farklı olan yönleri ise amaca ulaşmada kullandıkları araçlardır. Genel olarak üreticilerle tüketiciler arasında kar elde etme amacıyla hareket eden aracı bir sınıfın varlığı ve özel mülkiyetin kabul edilmesi halinde kapitalist sistem; üretimin devletin mülkiyetindeki firmalar tarafından yapılması ve yine bu firmalar tarafından tüketiciye aktarılması halinde sosyalist sistemin olduğu belirtilmektedir[2].

Ancak bir ülkede hangi ekonomik sistemin seçilmiş olduğuna ve bunun uygulamasına bakılmaksızın o ülkedeki en büyük alıcının kamu kesimi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu alımlar, ülkenin ekonomik dengelerini, ekonominin istikrarını, halkın refahını ve kamu kesimine duyulan güveni doğrudan etkilemektedir. Aynı zamanda kamu kesimi büyük bir satıcı ve kiralayandır, bu işlemlerin de ekonomiye büyük oranda etkisi bulunmaktadır. Ancak hemen bu aşamada söylenmelidir ki her ne kadar sosyalist sistemlerde de ihale suçlarının ortaya çıkması mümkün olsa da, üretim ile tüketim arasına kar elde etme amacı güden bir sınıfın girmesi ve kamu kesimine ait ihalelere de sistemin doğası gereği bu sınıfının katılması nedeniyle ihale suçlarına niteliksel olarak kapitalist sistemlerde daha çok rastlanması olağandır.

Aslında bir ekonomik sistemde, – bu ister kapitalist ister komünist bir sistem olsun – temel olarak kamu kesiminin ve özel kesimin bulunduğu görülmektedir. Siyasal sistemlere göre değişen, bunların ekonomi içindeki ağırlığı ve üretim araçlarına kimin daha fazla sahip olduğudur. Bunlardan kamu kesimi geniş bir çerçeveyle devletin idaresini ve kamusal hizmetlerin yerine getirilmesini sağlayan ekonomik kısım olarak tanımlanabilir. Tabi ki bu idari faaliyetlerin ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ancak para ile söz konusu olabilecektir. Bu da kamu kesiminin ekonomik bir yapı üzerine oturmasını sonuçlamaktadır. İşte kamu kesimindeki bu ekonomik yapı, “kamu maliyesini” meydana getirmektedir. Kamu maliyesi, hem hukuki, hem mali hem de siyasi bir yapı olarak devlet aygıtının fonksiyonlarını yerine getirmesinin ekonomik unsurunu oluşturmaktadır. Bir başka tanımla kamu maliyesi adeta devlet gemisinin yakıtını oluşturmaktadır.

Kamu maliyesi aslında üçlü bir saç ayağı üzerinde oturmaktadır. Bunlar; kamu gelirleri, kamu harcamaları ve gelirler ile kamu harcamaları dengesini sağlayan ve bunları ortaya koyan bütçedir[3]. İşte bu hassas dengenin korunabilmesi ve bütçeden ayrılan harcamaların ekonominin gereklerine uygun, dürüst, şeffaf kullanılabilmesi ve zaten kıt olan kaynakların ülke çıkarları doğrultusunda değerlendirilebilmesi için kamu harcamalarının doğruluk ve dürüstlük ilkelerine uygun yapılması son derece önemlidir. Bu, alt yapının üst yapıyı belirlediği gerçeğinden hareketle, toplumsal ve bireysel refahın, güçlü, sosyal ve demokratik bir ülke olmanın son derece önemli bir unsurudur. Böylelikle kamu maliyesinin diğer çok önemli bir faktörü olan ve devlet gelirlerinin çok önemli bir kısmını oluşturan vergiler de uygun bir biçimde harcanmış olacak[4], bu durum da hem kamu tasarruflarına olumlu katkıda bulunacak hem de ekonomik kaynakların en uygun şekilde kullanılmasına yardımcı olacaktır[5].

Bir ülkede sosyal devletin yerine getirmek zorunda olduğu kamu hizmeti faaliyetleri hem çok geniş alanlara yayılmakta hem de büyük oranda planlama ile insan ve maddi kaynak ayrılmasını gerektirmektedir. Özellikle liberal ekonomik sistemi benimseyen ülkelerde devletin küçülerek ekonomik sistemde mümkün olduğu kadar az yer alma ilkesinden hareketle devlet birçok kamu hizmetini özel kişilere devretmekte bunun için de idare, özel kişilerle sözleşme yapmaktadır[6].

Devletin, idarenin işleyişini sağlarken ve kamu hizmetlerini yerine getirirken ekonomik dengeleri olumlu yönde etkilemek, eşitliği, saydamlığı, dürüstlüğü ve verimliliği sağlamak için en sık başvurduğu yöntem ihaledir. Ulusal ve uluslararası uygulamalara bakıldığında, en büyük mal ve hizmet alıcısı olarak kamu kesimi görülmektedir. Kamu kesimi de hizmet ve malların alımında nicelik ve nitelik olarak büyük oranda ihale mekanizmasını kullanmaktadır[7]. Bunun yanında kamu kesimi maliki olduğu taşınmazları ya da işletmeleri kiralayarak ya da satarak veya özelleştirme yaparak ekonomiyi doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu sonuncuların da ihale yoluyla yapılması mümkündür. Bu nedenle ihale mekanizmasının kamu maliyesinin önemli bir aracı ve giderek ülke ekonomisini etkileyen bir faktör olduğu açıkça görülmektedir.

Ancak ihale mekanizması ne kadar iyi düzenlenirse düzenlensin bu konuda hem mevzuat açısından hem de ihaleyi uygulayacak kişiler açısından ne kadar önlem alınırsa alınsın, kötü kullanıma ve haksız çıkar sağlamaya son derece açık bir alandır. Hele bu alanda söz konusu olan parasal miktarların genellikle son derece büyük miktarlarda olması ekonomik suçların işlenmesinde en önemli etkenlerden birisi olan haksız çıkar sağlama saikini ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle her ülkenin ceza hukuku sisteminde kamu ihale sisteminin kötüye kullanılması dolayısıyla gerçekleştirilecek eylemler suç olarak düzenlenmektedir. Böylelikle hem bir yönüyle ülkenin ekonomik denge ve çıkarlarının korunması sağlanmaya çalışılmakta hem de kamuya duyulan güven korunmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde de hem 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda hem de 1 Haziran 2005 tarihinden beri yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ihale sürecindeki ve ihaleden sonra devamı olan sözleşme yapılması ve edimin ifası sürecindeki haksız çıkar sağlamaya yönelik eylemler suç tipi olarak düzenlenmiştir. İşte bu çalışmanın konusunu da bu suç tiplerinin ekonomik bir suç olduğu gerçeği gözden kaçırılmadan ancak ceza hukukuna disiplinine özgü metotla incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle kamu ihale hukuku hakkında ana hatlarıyla bilgi verildikten sonra suç tiplerinin incelenmesine geçilecektir.

Makalenin tamamı için tıklayınız.

CategoryMakale
logo-footer