Akıl hastalığı çok uzunca bir süredir, ceza sorumluluğuna etki eden bir hal olarak kabul edilir ve ceza hukuku ile psikoloji bilimlerinin araştırma konularından birini oluşturur. Buna karşılık, akıl hastalığı; ceza hukuku tarihinde bir o kadar da tartışmalı bir konu olarak yer almış, ceza sorumluluğuna etki ettiği kabul edilse de kimi zaman bu etkisinin kabul edilmediği yargılamalara da rastlanmıştır. Özellikle bazı akıl hastalarının eylemlerini canavarca ve korkunç şekilde işleyip bunun toplumda büyük bir tepki ile karşılaştığı vakalarda, akıl hastalığı gibi kusurluluğu kaldıran sebebin mahkemelerce uygulanmadığı ya da kabul görmediği de olmuştur. Gerçekten Kriminoloji’de “büyük caniler” olarak adlandırılan pek çok vakada, faillerin birer akıl hastası olduğu tıbbi bilirkişi raporları ile tespit edilmesine karşın yargılamalar gerçekleştirilmiş ve başta ölüm cezası olmak üzere en ağır cezalar uygulanmıştır. Bugün gelişmiş ülkelerde, sosyo-politik gelişmeler ve insana verilen değerin sonucu olarak yasal düzenlemeler de davranış bozukluklarına sahip hastaların suç işlemesi halinde cezalandırılmaları yerine tedavi edilmeleri yönündedir . Türk Ceza Kanunu’nda da 32. madde ile akıl hastalığı düzenlenmekte, “Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez” denilerek ceza sorumluluğunu kaldıran bir hal olarak kabul edilmektedir. Yine TCK’nın 57. maddesi uyarınca, akıl hastalarının yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınacağı düzenlenmiştir. Akıl hastalığı gibi bir cezai sorumsuzluk halinin kabul edilip edilmeyeceği genişçe bir tartışma alanı olarak görülebilir. Zira akıl hastalığının ve bu akli anomalinin kişinin davranışlarını yönlendirmesine ya da davranışlarının sonuçlarını algılamasına engel olduğu her şeyden önce tıbbi bir sorundur.

CategoryCeza Hukuku, Makale
logo-footer