Son zamanlarda toplum gündemini meşgul eden en önemli gelişmelerden birini, 5275 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da 7242 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile yapılan değişiklik paketi oluşturmaktadır. İnfaz Yasası’nda yapılan değişiklikler ile, resmi rakamlar olmasa da, ilk aşamada 45 bin, ikinci aşamadakilerle birlikte toplamda 90 bine yaklaşan sayıdaki mahkumun cezaevlerinden tahliye olacağı düşünülmektedir. Değişikliklere yönelik kamuoyu tepkisi incelendiğinde, konuya ilişkin farklı pek çok görüşün bulunduğu ve bu değişikliklerin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğu hususunda uzlaşmaya varılmadığı görülmektedir. Ancak özellikle pek çok akademisyen ve hukukçu, değişikliklere karşıdır. Değişiklikler ile örtülü bir af getirildiği, infaz uygulamasının daha karmaşık bir hale sokulduğu savunulmaktadır. Biz de bu fikre katılıyoruz; bir af yapılacaksa bunun ne şekilde gerçekleştirileceği Anayasa’nın 87. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup bunu “örtülü” şekilde sağlamak Anayasaya ve hukuka aykırıdır. Bunun yanında değişiklikler, aşağıda inceleneceği gibi, infaz sistemini adaletsiz, eşitsiz ve belirsiz bir hale sokmaktadır. Öncelikle, yapılan değişikliklerin esas amacı belirsizdir. Bir taraftan korona virüs salgını esas alınırken; öte yandan, bir Türkiye klasiği olarak cezaevlerinin boşaltılması da amaçlanmaktadır. Cezaevleri boşaltılırken, diğer yandan bazı suçlara ilişkin cezalar arttırılmaktadır. Korona virüs salgını esas alınırken, hüküm giyse cezası infaz dahi edilmeyecek olan çok sayıda tutuklu içeride kaderine terk edilmiş durumdadır. Özellikle hiçbir şekilde suç oluşturmaması gereken “düşünce suçlarından” tutuklu olanlar, “terör” ya da çeşitli kisveler altında cezaevlerinde tutulmaktadırlar. Oysa bu insanlar düşüncelerini beğenmesek de cezaevindeyken düşünmeye, düşündüklerini ifade etmeye ve dolayısıyla “suç işlemeye” devam etmektedirler.

CategoryCeza Hukuku, Makale
logo-footer