4 Ocak 2021 sabahı uyanıp cep telefonlarımızı elimize aldığımızda “WhatsApp” tarafından telefonlarımızda sözleşme değişikliğine gidileceğine ilişkin bir uyarı ile karşılaştık. Sözleşmedeki “Gizlilik İlkesi” gereğince onay vermemiz halinde verilerimizin Facebook ve bağlı şirketleri ile paylaşılacağı, onay vermememiz halinde ise bu uygulamayı belirtilen tarihten sonra kullanamayacağımızı öğrendik. Ülkesinin ordusunun kozmik odasına girilmesiyle bu kadar ilgilenmeyen ve tedirgin olmayan insanlarımız, ne kadar derin sırlar saklıyorlarsa bu değişiklikten çok tedirgin oldular ve her yerde bu konuyu konuşmaya başladılar. Sonuçta WhatsApp’ın veri paylaşıma ilişkin sözleşme değişikliği bir anda ülkemizin gündeminin baş köşesine oturuverdi. WhatsApp’ın yapmaya çalıştığı (ya da daha doğru bir deyişle dayattığı) sözleşme değişikliği nedeniyle haklı olarak korkuya kapılan ve çekinen pek çok kullanıcı bir anda Telegram, Signal veya BİP gibi mesajlaşma platformlarına geçiş yapmaya başladı. Tabi bir yandan hepimizin aklında ardı arkası kesilmeyen sorular oluştu; zira bu süreçte WhatsApp uygulaması iş yaşamımızdan özel yaşamımıza kadar hayatımızın her alanına çoktan girmişti. Bu değişiklik öylesine önemsendi ki ülkemizde, Twitter üzerinden “WhatsApp Siliyoruz” hashtagi ile uygulamaya karşı boykotlar ve toplu eleştiriler başladı. Aslında bu bir bakımdan oldukça iyi bir gelişme oldu. Böylelikle toplumun büyük bir çoğunluğu son derece önemli olan kişisel veri güvenliği konusunda farkındalık edindi, hatta aydınlanma yaşadı. Bunu da bu sürecin önemli bir yanı ve kazanımı olarak dikkate almalıyız. İşte bu yazımda kullanıcıların verilerin paylaşılması noktasında bu derece radikal bir farkındalık yaşamasına neden olan mobil uygulamaları, bunların kişisel verilerin güvenliğe yaklaşımlarını ve konunun hukuki boyutunu değerlendirmeye çalışacağım.